<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>dar bir açıdan..</title>
        <description>Sine hahem şerha şerha ez firâk  /  
Ta biguyem şerh-i derd-i iştiyâk
</description>
        <link>http://turkalinux.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sat, 07 Nov 2009 21:54:02 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Hz.Nuh ve Sümerler</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/hz-nuh-ve-sumerler_7951691.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/hz-nuh-ve-sumerler_7951691.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;Aslında iddia Mümin Köksoy isimli bir jeoloji profesörüne dayanıyor.
Kuran&amp;#8217;da geçen Adem isimli iki şahsın birinin insanlığın atası Adem
diğerinin de Sümerlere gönderilmiş bir peygamber olduğu, Nuh tufanının
sadece şimdiki Irak&amp;#8217;ta ki bir bölgeyi etkilediği, Cennetten sadece iki
kişinin dünyaya indirilmediği, Karadeniz ve Aral-Hazar tufanları,
Nuh&amp;#8217;un gemisinin şekli gibi konularda fikir beyan ediyor.&lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;Aşağıdaki konular hakkında bir kaç kırıntıda bizden olsun ..&lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;   	&lt;/p&gt;

&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;1- İlk insan Adem ile Sümerlere gönderilmiş bir peygamber olan  Adem&amp;#8217;in ayrı şahsiyetler olması&lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;2- Cennette sadece Adem ile Havva değil yüzlerce binlerce ademoğlunun dünyaya inmiş olmaları&lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;3- Hz. Adem&amp;#8217;den sonra Sümer halkına O&amp;#8217;nun onuncu nesilden torunu Hz.Nuh&amp;#8217;un peygamber olarak gönderilmesi&lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;4- Hz.Nuh ve Tufan hadisesi. Tufan&amp;#8217;ın bütün insanlığa değil sadece Hz.Nuh&amp;#8217;un kavmine yönelik olduğu. &lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;5-  Hz.Nuh&amp;#8217;un gemisi&lt;/p&gt;
&lt;p lang=&quot;tr-TR&quot;&gt;6-Karadeniz Tufanı ve Sümerlerin Kökeni&lt;/p&gt;
</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 12:11:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Taşınma</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/tasinma_2222992.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/tasinma_2222992.html</guid> 
            <description>
Buradaki gerekli gereksiz bir kaç yazıyı yeni siteye taşımaya karar verdim.. Belki birilerine faydası olur.. Sitede bir kaç isim ve kitap tanıtımı yapmaya çalışacağım kendimde istek bulursam ...&lt;br&gt; &lt;a href=&quot;http://www.kibritiahmer.org&quot;&gt;&lt;b&gt;www.kibritiahmer.org&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; aslında siteyi ibn arabi hz.lerine ayırmak istemiştim.. bir forum ve bir wiki olarak... ama arkadaşlar öyle bir çalışma başlamtmışlar .. : www.ibnularabi.com&lt;br&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt; 
.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/tasinma_2222992.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 11 Mar 2007 11:05:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Rene Guenon</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/rene-guenon_384050.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/rene-guenon_384050.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;  &lt;a href=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/turkalinux_guenon0.jpg&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/turkalinux_guenon0.jpg&quot; border=&quot;0&quot;&gt;&lt;/a&gt;   &lt;br&gt;&lt;h2&gt;Rene Guenon (1886-1951)&lt;/h2&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;  Rene Guenon'u 15 Kasım 1886 da doğduğu Blois (Fransa) şehrinden 7 Ocak 1951 de vefat ettiği Kahire'ye  (Mısır) kadar takip etmek, bu yorulmak bilmez dimağın hayatından kesitler sunmak gibi bir şey yapalım istedik. Hayatı hakkında yeterince Türkçe kaynağın olmayışı ve Guenon'un kendisinin hayatı hakkında bilgi vermekte ketum oluşu ve nerede ise son yirmi yılını tam bir inziva hayatı içerisinde geçirmesi etraflı bir yazıya meydan vermiyor. Fakat sanal ortamda Guenon hakkında türkçe fazla bir bilgi bulamadığımızdan dolayı böyle bir işe girişelim dedik. Katolik doğan, ökült ve ezoterik bir çok akımı içerden tanıyan, bir dönem Mason olan ve gerçek masonluğu anlatan kitaplar yazan, hinduizmi araştıran, hinduizmden islama yol bulan ve son yirmi yılını tam olarak islami bir çizgide yaşayan Şeyh Abdulvahid Yahya'dan bahsetmek Avrupa'nın modernlik kültünün yıkılışını da seyretmek olacaktır. Kendinden sonra ismiyle anılacak bir &quot;ekol&quot;un kurucusu kabul edilebilecek ve bir çok kimsenin dolaylı yoldan islamla tanışmasına vesile olmuş, bir çoğununda kendi dinlerinin özünü hakikatini kavramalarını sağlamış biri olan Rene Guenon kimdir? &lt;br&gt;&lt;br&gt; Guenon çok az konuşan hele kendi hakkında hiç konuşmayan biridir. Çocukluk ve gençlik dönemlerine dair fazla bir bilgi mevcut değildir. O niceliğin, bireyciliğin egemen olduğu bir çağda nesnelliğ ile öne çıkmış biridir. Koyu katolik bir mimarın (Jean-Baptiste Guenon) oğlu olarak Blois'te 15 Kasım 1886'da doğar. Tam ismi Rene Jean-Marie_Joseph Guenon'dur. Çok zayıf doğduğu için sağlığı pek yerinde değildir. O'na teyzesi Bayan Duru bakar. Bir öğretmen olan teyzesinden ilk eğitimini alır. 1902'de  edebiyat, 1903'te felsefe eğitimi alır. 1904'te matema.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/rene-guenon_384050.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 23 Mar 2006 11:17:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Sonsuz ve Sınırı Belirsiz</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/sonsuz-ve-siniri-belirsiz_368171.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/sonsuz-ve-siniri-belirsiz_368171.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt;&lt;br&gt;
Rene Guenon'nun da sık sık belirttiği gibi (1) modern bilimler aslında geleneksel bilimlerin tahrife uğramış kalıntılarından başka birşey değildir. Bir çok kimse matematiği bunun dışında tutmuş matematiğin soyut yapsından hareketle kadim bilimlerden en geniş manada izler taşıdığından bahsetmişlerdir. Fakat bu bir aldatmacadan başka birşey değil. Şimdiki matematik her ne kadar kendini biraz olsun geleneksel kutsal bilimlere (scentia sacra) yaklaştırmışsada temelindeki modern yozlaştırmadan dolayı kutsal bilimlere taban tabana zıttır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Harfler seslerin elbisesidir derler. Aynen bunun gibi sayıların elbisesi de rakamlardır. Peki sayıların vücudu nedir? Geleneksel bilime göre her sayı bir şekil ile ifade edilir. Bu hiyeroglif şekller zamanla bozularak şimdiki bildiğimiz rakamlara dönüşmüştür. Sayı aslında bir işlemler yığınını ifade etmez. Modern bilim gibi tamamen ampirik kökenli değildir. Sayı bir gerçekliği hakikati ifade aracıdır. Bütün &quot;simgeler&quot; gibi sayılarda söz ile ifade edilemeyen &quot;Hakikat&quot; in şekillerle akla yaklaştırılmasını sağlar. Her harfin ilahi bir kökeni olduğu gibi her rakamsal seklinde ilahi bir kökeni vardır.. Bunlar rastgele oluşturulmuş bir şekiller yığını değildir. Her harf ve şekil bir gerçekliği bir varoluş düzeyini temsil eder. Görünen alemden varlığın mana boyutlarına bir işarettir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Matematiksel manada &quot;sonsuz&quot; diye ifade edilen şey aslında gerçek sonsuzu göstermez. Bu sadece &quot;sınırı belirsiz&quot;dir.. Sonsuzu ifade eden matematiksel şeklinde gösterdiği gibi.. Sonu belirsiz sonlunun sınırlının uzatılmış genişletilmiş halinden başka bir şey değildir. Bu mantığa göre her n sayısından daha büyük bir n+1 sayısı vardır. Bu yanlış belirleme modern insanların zihninde şu soruyu doğurmuş :&quot; Tanrı kendinden daha büyük bir şey yaratabilir mi?&quot; Bu kadar mantıksız ve soranın akli melekelerinden şüphe edilecek bir soru böylece mantık kisvesine bürünmüş olur. Tüm modern zihniyet tamamen materyalist bir zi.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/sonsuz-ve-siniri-belirsiz_368171.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 18 Mar 2006 11:57:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Yaman Dede</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/yaman-dede_343003.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/yaman-dede_343003.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt; &lt;br&gt; &quot; Bir serencâm-ı hazînim ki serâpâ hasretim &quot; &lt;br&gt;  Yahya Kemal Beyatlı onu bir beytinde şöyle tanıtır: &lt;br&gt; &amp;#8220;Yüz sürdü hâk-i pâyine çok Müslüman dede &lt;br&gt; Mollâ-yı Rûm görmedi senden Yaman Dede.&amp;#8221; &lt;br&gt; &lt;br&gt;  1877 yılında Kayseri&amp;#8217;nin Talas ilçesinde dünyaya gelen ermeni asıllı Dyamandi daha çocukluk döneminde İslam&amp;#8217;a ilgi duymaya başlar. Bir gayrimüslim olsa da hocalarından rica eder, din derslerinde sınıftan çıkmayıp İslâm&amp;#8217;a ait bilgiler dinler ve kendi tâbiriyle daha bu dönemlerinde &amp;#8220;yanmaya&amp;#8221; başlar. İsminin ermenice mânâsı da &amp;#8220;elmas&amp;#8221; olan Dyamandi, sanki bu mânâya uygun hâle gelmenin yollarını arıyordu. Okumak için geldiği İstanbul&amp;#8217;un mânevî havası, tanıştığı muhterem şahsiyetler onun gönlündeki ateşin daha da artmasına vesile olur.  İçindeki çağlayanları daha fazla saklayamayıp 1942&amp;#8217;de Müslüman olduğunu açıklar.&lt;br&gt;Şöyle der:  &amp;#8220;Hidâyet nurunun alevden damlalar halinde gönlüme akması, şahlar güzelinin (Mevlana) tatlı ve mübarek ismini işittiğim andan itibaren başladı.  Merhum Kayserili Ahmet Remzi Dede&amp;#8217;den Mesnevi okudum. Ufkum son derece genişledi. İmanım da o nispette kuvvetlendi. Koca Mevlana&amp;#8217;nın büyüklüğü karşısında ürpermeye başladım. Mesnevi&amp;#8217;nin görebildiğim derinlikleri karşısında gözüm kararıyor, korkuya benzer hisler bütün benliğimi kaplıyordu. Bütün derinliğini görmemin imkânı yoktu. Mesnevi&amp;#8217;yi bitirdim, daha doğrusu Mesnevi beni bitirdi. Her zerremde aşkın alevleri çıkmaya başlamıştı. Hidayete doğru deyişim şunun için pek yerindedir. Hidayetin dereceleri vardır. Kelime-i Şehadet&amp;#8217;in gönülden söylenmesiyle iman ve İslâm tahakkuk eder. Fakat bununla hidayetin son mertebesine, iman kuvvetinin pek yüksek derecelerine erişmiş olur muyuz? Elbette olamayız. Bunun içindir ki, &amp;#8216;Nasıl Müslüman oldum?&amp;#8217; sorusunu şöylece tamamlamak lâzım: &amp;#8220;Nasıl Müslüman oldum ve olmaktayım?&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt; Yaman Dede, 3 Mayıs 1962 .. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/yaman-dede_343003.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 10 Mar 2006 22:57:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Fütuhât-ı Mekkiyye</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/futuhat-i-mekkiyye_286489.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/futuhat-i-mekkiyye_286489.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt; &lt;br&gt;Ibni Arabi hazretlerinin en önemli kitabı olan Fütuhat-ı Mekkiyye türkçeye çevriliyor.&lt;br&gt; İbni Sina'nın kitaplarını türkçemize kazandırmaya devam eden Litera Yayıncılık tarafından başlatılan projede İbni Arabi'nin kendi el yazısı ile yazılmış nüshadan Osman Yahya tarafından neşr edilmiş kitap çeviri için esas alınmış. &lt;br&gt;&lt;br&gt; Fütuhât 37 Kitap (sifr) 6 Fasıl ve 560 Babdan oluşan devasa bir eser. 18 Cilt olarak yayınlanacağı söylenen eserin birinci cildi çıktı. Kitap, daha önce Sadreddin Konevi, Abdülgani Nablusi ve Ebul-Ala Afifi tercümelerinden tanıdığımız Ekrem Demirli Bey tarafından tercüme ediliyor. Bir takım eksiklikleri de olsa bu hayırlı iş için Ekrem Demirli Bey'e, Litera Yayıncılık'a ve projeyi madden ve manen destekleyen Macitler Grup'a teşekkür ederiz..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;  &lt;a href=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/turkalinux_futuhatkapaksite.jpg&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/turkalinux_futuhatkapaksite.jpg&quot; border=&quot;0&quot;&gt;&lt;/a&gt; &lt;br&gt; &lt;a href=&quot;http://www.literayayin.com/modules.php?op=modload&amp;name=News&amp;file=article&amp;sid=63&amp;mode=thread&amp;order=0&amp;thold=0&quot;&gt;Kitap hakkında bilgi için tıklayın&lt;/a&gt; .. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/futuhat-i-mekkiyye_286489.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 20 Feb 2006 12:59:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Sahilsiz Bir Umman</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/sahilsiz-bir-umman_162906.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/sahilsiz-bir-umman_162906.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt; Ebul Ala Afifi ibni Arabi hakkında bazı hoş karşılanamaz şeyler der.  R.Nicholson'un talebesinin ibni Arabi'yi anlamasını bekleyemeyiz. Tezi  şöyledir: ibni Arabi bir çok boş işe yaramaz bilginin içine bazen bir  iki cümle sokuşturmuş, savunduğu fikirleri ayet ve hadislerle desteklemeye çalışmış, naklen bir  delil bulamadığı zamanlarda da keşfî olarak sahih olduğunu iddia ettiği  hadisleri kaynak göstermiştir.&lt;br&gt;&lt;br&gt; Bu tipik bir oryantalist bakış açısıdır ve ibni Arabiyi anlayıp  anlatmaktan fersah fersah uzaktır. Öncelikle; ibni Arabi hazretleri  dikkati dağıtacak bir çok bilgi arasına bazı cümleleri gizlemiştir, bu  doğrudur, fakat bu &quot;boş&quot; bilgilerin konudan ne kadar ayrı olduğu  tartışılır. Birazdan vereceğimiz örnekler hem bizi çok şaşırtacak hemde  bunun gerçekten bu oryantalist kafaların dediği gibi olmadığını  gösterecektir.&lt;br&gt;&lt;br&gt; İkinci olarak; İslam'ın büyük bir evliyasına &quot;sözlerinin  doğruluğuna delil diye ayet ve hadisleri gösteriyor&quot; demek tam bir  cahilliktir. İbni Arabi ve diğer büyük ulemalar bir şeyler uydurup buna  ayet ve hadislerden delil aramaz. Yaptıkları şey kendi ve ümmetin kurtuluşları için  ayet ve hadisten anladıklarını açıklamaktır. Fakat belki ortaya koyuş  şekli belki de muhatabının -bizim örneğimizdeki gibi- kifayetsizliği   onun güya kendi sözlerine delil aradığı zannını doğurur. Söylenildiği  gibi iş sadece bu büyük insanların bir nevi Kuran Tefsirine dayanır  başka değil. Kuran ve Hadisi yorumlamışlardır. Ayet ve hadisleri  anlamaya çalışmışlar ve bir ayeti anlamak için bazen günlerce o ayeti  kendilerine vird yapmışlardır. Bu Kuran ile iç içe yaşamayan bir toplum  için anlaşılması güç bir şeydir aslında. Onların ahlakı Kurandır.  &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; İbni Arabinin Fütuhatı 560 babdan müteşekkildir. Her babın bir başlığı  vardır ve bablar birbiri ile hiç alakasızmış gibi görünür. Sıradan bir  okuyucu için (Afifi gibi) rasgele dizilmiş konulardır. Fakat işin aslı  öyle değildir. İbni Arabi'ni.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/sahilsiz-bir-umman_162906.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 27 Dec 2005 12:15:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ibni Kemal'in ibni Arabi Fetvası</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/ibni-kemal-in-ibni-arabi-fetvasi_133479.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/ibni-kemal-in-ibni-arabi-fetvasi_133479.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt; Şeyhülislam Mevlana ibni Kemal Yavuz Sultan Selim devrinin Şeyhülislamıdır. Meşhur vakayı herkes bilir. ibni Kemal'in atının ayağından sıçrayan çamur padişahın kaftanına gelir ve Yavuz Selim o kaftanın mezarına örtülmesini vasiyet eder. Cumhuriyet devrine kadar mezarın üstünde örtülü kalır. İşte Osmanlının bu önde gelen aliminin ibni Arabi hakkında verdiği fetvayı buraya aktarma gereği duyduk. Öncelikle Yavuz Selim'in ve Osmanlı padişahlarının tamamına yakınının ibni Arabi hayranı olduğunu belirtelim. Ve bazı bilgisiz yazarların söylediğinin aksine ibni Arabi dünyada hiç bir yerde bu topraklarda sevildiği kadar sevilmemiştir. Belki en çok türkçe şerh onun kitaplarına yapılmıştır. Özellikle son dönem Osmanlı alimlerinin nerede ise tamamına yakınında ibni Arabi tesirleri görülür. Ve isim ve şöhret yapmış Osmanlı alimlerinde ona karşı olan nerede ise yoktur.(her zaman bir kaç istisna vardır) &lt;br&gt;Mesela bizim coğrafyamızda ibni Arabi'yi küfürle itham eden ibni Teymiyye'nin esamesi bile yoktur. Son dönemlerde  sömürge bazı müslüman devletlerde ibni Teymiye sevdası başlamış bu bizdeki bazı kendini bilmezlerede sirayet etmiş. Hiç şüphesiz bazı gizli eller de bunu desteklemiş. ibni Teymiyye'nin muteziliye'ye açık fikirleri asıl onu tehlikeli kılar kannatindeyim. Bugünlerde ortalıkta dolaşan ve birilerinin sözcüsü konumundaki sözde islam alimi sıfatlı sahtekarların hepsinin temelinde ibni Teymiye vardır. Geçmişe baktığımızda da ibni Teymiyye ve ekolunun ibni Arabi'den daha çok sapıklıklara yol açtığını görürüz. Ve ne yazıkki ibni Teymiyyenin bir çok kitabı türkçeye çevrilmesine rağmen mesela bir Fütuhat-ı Mekkiye'yi türkçeye çeviren olmamıştır. İbni Arabi'nin kitaplarının son 5-10 yılı saymazsak çok azı türkçeye çevrilmiştir. Mesela Füsus çevirisi sadece iki tanedir. (Biri şerhin içinde).&lt;br&gt;&lt;br&gt; ibni Arabi hazretleri müceddid değildir. Müceddid tam muhdi olması gerekir. Fakat ibni Arabi'nin bazı şatahatlar.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/ibni-kemal-in-ibni-arabi-fetvasi_133479.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 04 Dec 2005 11:29:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ruhu'l-Kuds 2</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/ruhu-l-kuds-2_133254.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/ruhu-l-kuds-2_133254.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
Muhyiddin ibni Arabi'nin Ruh'l-Kuds adlı eserinden bir hadisi aşağıya aktarıyorum. (ibni Arabi kitapta ravi zincirini belirtmiş.)&lt;br&gt;
Said bin Zeyd'den: &quot;Resulallah'ın Usame b. Zeyd'e dönerek şöyle dediğini duydum.  &quot; Ey Usame! Cennet yolundan ayrılma. Bu yol hakkında kuşkuya düşüp ondan geri kalma. Usame şöyle dedi: &quot;Ya Resulallah! Bu yolu en hızlı şekilde kat etmeyi sağlayan şey nedir?&quot; Buyurdu ki : &quot; Kavurucu sıcaklarda susuz kalmak, nefsi dünya lezzetlerinden alıkoymak. Ey Usame! Bu durumda oruç tut. Çünkü oruç insanı Allah'a yaklaştırır. Allah'a Allah için yemeyi kesen oruçlunun ağız kokusundan daha sevimli gelen bir şey yoktur. Eğer ölüm sana geldiğinde karnın aç, ciğerin susuz olmasını yapabiliyorsan bunu yap. O zaman ahiretteki en şerefli menzillere kavuşur, Nebilerle beraber olursun. ruhun onların yanın avardığı için sevinirsin ve cebbar olan Allah sana salat eder, esenlik bahşeder. Ey Usame! Aç midelerin sahiplerinin kıyamet gününde Allah katında seninle davalaşmalarından sakın. Ey Usame! Etleri eriyen, derileri rüzgarda ve sam yellerinde kavrulan, ciğerleri susuzluktan kuruyan bu yüzden gözleri kayan kulların bedduasından sakın. Çünkü Yüce Allah'ın nazarı, onların üstündedir ve melekler de onların heybetlerinin etkisi altındadır. Depremler ve fitneler onlarla yönlendirilir.&quot; Sonra Rasulallah ağlamaya başladı, inlemeleri gitgide artmaya başladı. İnsanlar onunla konuşmaktan korktular. Göklerden başlarına bir felaket geldiğin sandılar. Sonra Rasulallah şöyle dedi:&quot;Yazıklar olsun şu ümmete. İçlerinde Allah'a itaat eden biriyle karşılaştıkları zaman, sırf Allah'a itaat ediyor diye bu adamı nasıl öldürebilirler!!?&quot; Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:&quot;Ya Rasulallah! İnsanlar o zaman islam üzere mi olurlar&quot; &quot;evet&quot; dedi.&quot;O zaman kendilerine Allah'a itaat etmeyi emrettiği için Allah'a itaat eden birini nasıl öldürürler?&quot; Buyurdu ki : &quot;Ey Ömer! İnsanlar yolu terk eder, görkemli bineklere biner.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/ruhu-l-kuds-2_133254.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 04 Dec 2005 00:38:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hangi  Adem?</title>
            <link>http://turkalinux.blogcu.com/hangi-adem_118549.html</link>
            <guid>http://turkalinux.blogcu.com/hangi-adem_118549.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&quot;Bir kimsenin rüyasında gördüğü gibi, Allah bana yüzlerini tanımadığım bir gurup insanla birlikte kendimi Kabe'yi tavaf ederken gösterdi. İlk mısraını hatırlamadığım bir şiiri ezberden okuyorlardı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
&quot;Yıllarca sen tavaf ettik.e biz tavaf ettik bu evin etrafını hep birlikte her birimiz&quot;&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bu insanlardan birisi tanımadığım bi isimle kendini tanıtıp bana : &quot; Ben senin soyundan atalarından biriyim&quot; dedi. &quot;Öleli kaçyıl oldu&quot; diye sordum. &quot;40 bin yıldan çok daha uzun bir süre&quot; dedi. &quot;Ama&quot; dedim, &quot; Adem (a.s) bu kadar yıl önce yaşamıyordu.&quot; Şöyle dedi: &quot; Hangi Adem'den bahsediyorsun? Sana yakın olandan mı yoksa diğerlerinden mi&quot; O zaman Peygamber(s.a.v.)' in şu hadisini hatırladım:&quot;Allah yüzbin Adem yaratmıştır&quot;...&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Şeyh-i Ekber Muhyiddin ibni Arabi' nin Fütuhat isimli kitabında böyle bir pasaj var. Şeyhin belirttiği gibi bu konuşmalar Misal Aleminde vuku buluyor. Yoruma muhtaç olduğu kesin. Hadisin sıhhatini de bilmiyorum. (ibni Arabi iyi muhaddis olduğunu hatırlatalım)&lt;br&gt;&lt;br&gt;

Hinduizmdeki kozmik devirler öğretisine göre &quot;bu dünya&quot;'nın tam tekamülünü içeren bir &quot;Kalpa&quot; (en büyük devir.Kainatından yaratılışından Kıyamete kadar olan süre. Tabi bizim kainatımızın ve bizim kıyametimizin.) iki yedili &quot;Manvantara&quot; dan oluşur..Hindu geleneğinde zaman daireseldir.. (modern dünyanınki çizgisel,bize göre islamda ise helezoniktir). Zaman bir tekerleğe benzetilir. Ve her bir tam dönüş bir manvantaradır. Her Manvantara dört çağa (Yuga) ayrılır. Ve bu çağlarda bir iniş, bir düşüş sözkonusudur. Yani en mükemmel çağ ilk çağ en kötü çağ ise son çağdır. Kreta-Yuga denilen ilk çağ (Romalıların Altın Çağ dedikleri) manevi açıdan en mükemmel çağdır. Şamanistlerin ve bir çok dinsel içerikli metinlerin de dediği gibi o çağda insanlar göğe çıkabiliyorlardı. Yani Allah ile irtibatları tam idi. Diğer çağlarda tam bir &quot;iniş&quot; vardır. Bu &quot;iniş&quot; ile modern düşüncenin &quot;ilerleme&quot; mefhumuna dikkat çekelim. Modern düşünce bunun t.. ( &lt;a href=&quot;http://turkalinux.blogcu.com/hangi-adem_118549.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 21 Nov 2005 22:19:01 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://turkalinux.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>